Tutkuyla bağlı olduğum gece rüyalarımda gördüğüm en temel bir duygu var: Özgürlük duygusu. Seyahat ruhu özgürleştiriyor, kendinizi bulmay çalıştığınız uzuuun yolda rehber oluyor o karışık iç dünyanıza.
İnsan gün içerisinde ne kadar kendisiyle konuşuyor di mi. İş şöyle sözleşmeyi yetiştirmem lazım, bilmemkim bilmemkimin arkasından konuşmuş, ne kötü insanlar var şu dünyada, evde ne yemek var, bilmemkim akrabayı da bize yemeğe çağıramadım vs vs vs.. ama gece yatarken kendimce söylediğim ve rüyalarımda da yukarıda bahsettiğim gibi gördüğüm şey seyahat. Evliya Çelebi seyahatnamesinin başında seyahatlerine nasıl başladığını anlatır; bir rüya görür rüyasında da peygambere “Şefahat ya Rasullallah” diyeceğine “Seyahat ya Rasullallah” der. Yemin ederim onum gibiyim; Seyahat ya Rab diyerek yatıyorum geceleri..
Bu duygu doğdum doğalı var biraz babadan benimkisi. Denizci benim babam, denizci diliyle Çarkçıbaşı genel olarak 1. Mühendise tekabül ediyor. Babam ben doğdum doğalı denizdeydi, dünyada birçok yeri gezdi. Bana hep anlatırdı gezdiği yerleri, bir de oralardan atlaslar , renkli dergiler kitaplar getirirdi. Nasıl merak ederdim nasıl anlatamam. Bundandır ilkokul 5. Sınıfta 5 ciltlik Ramses okuyup bitirmem.. Ama ilk ciddi olarak okuduğum ve hayatım boyunca muhtemelen en sevdiğim kitap olarak kalacak “Martı” nın yeri bambaşkadır bende. Richard Bach’in Martı’sını okuyan bilir, uçma duygusu nasıl bir tutkudur Martı Jonathon Livingston da. Benim bu seyahat tutkum da böyle işte..